Halkın kontrolsüz gücü

İstanbul'da yaşayan, metrobüs kullanan okurum, iş çıkış saatlerinde Mecidiyeköy durağının gişelerinden ve hatta o açık alandan itibaren ne kadar kalabalık olduğunu bilebilir. Bir Mersin kadar insan orada metrobüse binmek için uzun kuyruklar oluşturur, yine o insanlar arkalarına taktıkları motorla baya bi  hızlı yürüyebilirler.

Ben halkın tersine, çoğunluğun eve döndüğü saatte işe gidiyor olduğumdan, sürekli bir ters yönde yürüme ve bunun zorluklarıyla karşılaşıyorum. Dün yine herkesin tersine yürürken, tam da Mecidiyeköy akbil gişelerinin orada karşımdan saatte 233545 km. hızla bir teyze geliyorduki; ben,benim o sallana seke yürüyüşümü idrak ederek hafif sol yapar diye düşünürken, hiç de istifini bozmadan sol kolumu koparıp yanında götürmek suretiyle bana çarptı. O çarpmanın etkisiyle, sen arkana dahi bakıp özür dileme! üstüne sen elimdeki dergim savrul! üstüne sen mp3 çalarım kulaklığından çık yere düşş.. bi de o yetmezmiş gibi o mp3üm sürükleen sürükleen yerdeki ızgaranın içine gir!!Sonra ben 3-5 dakika kadar şoka giriyim, hayretlerim şaşsın, mp3 ümü kurtarmaya çalışiyim ama öyle bi imkanım olmasın, sonra bir sinir, bir hüzün ve bir eli kolu bağlanmışlıkla yoluma devam ediyim..

 O teyze de o kontrolsüz gücünü kontrol edemeye edemeye ve ettirilmeye ettirilmeye hayatına kaldığı yerden devam etsin. Hadi çarptın bare insanlaş, bare bi normal ol..ve bu yüzden otobüslerdeki o tıknaz, başı bağlı hükümet teyzeleri bir kez daha sevmiyor bir kez daha antipatimi pekiştiriyorum.Hayattan eksilseler, ulaşımın psikolojik olarak rahata ereceği tür....

Yok vallahi halkla gitmek zor!..

Etiketler: 1 yorum | | edit post
Tepkiler: 

döndüm bir alamete

sabahın körüne bilet alan aklıma sıçayım bi kere. ezan vaktinde ankarada olup naapıcaksam? ayrıca sabahın saat 7'sine sefer koyup aklımı çelen anadolu jet yöneticilerinin de kafasına uçak düşsün..

ve hikayemiz sabah 4:30'da uçağa yetişmek üzere uyanmam ile başlar..

daha hava karanlıkken ne olduğunu hatırlamadığım ve ne olduğunu hiç bilmediğim birşeyleri ağzıma atıyordum. halbuki henüz 2 saat önce yatmadan önce de atıştırmıştım ama hatırlamıyorum bile. sabah bir yerlere yetişmek için erken kalkmanın en sevmediğim taraflarından bir diğeri de, uyandıktan sonra evde ışıkları açarak ilerleyebilmektir. halbuki normalde kalkınca aydınlık oluyo, işte bunu çok garipsiyorum. herneyse, aynı uyku sersemliğim ile neredeyse "tamam burda bişey unutmadım" diye bakarak kontrol ettiğim her yerde ayrı bir şey unuttum..

h.alanına vardığımda sabahın saat 7'sine konulan 2 adet uçak seferinin yolcuları hepsi aynı özelliğe sahipti biri dışında, şiş gözler. o birisi de millet pijamayla gelmişken, gömleğinin üstüne yeleğini giymiş ve kravatını bile bağlamıştı. manyak heralde..

elbette bir uçağa binme kıyafeti yok ama, terlikle de uçağa binilmez ki anasını satiyim. sanki apartmanın altındaki büfeye gidiyor pezevenk. ne bu rahatlık lan, parasını verdim diye. ordan görüyorum, pilotlar olsun, hostesler olsun, sabahın körü olmasına rağmen jilet gibi giyinip gelmişler. ama adam terlikle gelmiş. rahatlığa bak..

anadolu jet'in check-in gişesindeki aptallığını da atlamayalım tabii. öyle aptal bir sistem geliştirmişler ki : eğer biletinizi internetten kredi kartı ile alıyorsanız, check-in sırasında işlem yapılan kredi kartı yanınızda olmak zorunda. olmazsa eğer geçmeniz mümkün değil, biletiniz yanıyor direk. "bunda ne var?" demeyin. nasıl uzaktaki sevgilinize yıldönümü için sürpriz bilet alıcaksınız? bir düşünün bakalım. yaaaa yaa..

el bagajlarımızla uçağa doğru ilerlerken de hayatımın sahnelerinden birini gördüm. kokpit'teki pilotların önündeki camlar açılabiliyormuş. tam uçağın burnunun önünden geçerken, pilot önündeki camı açıp, elindeki peçete ile camı silmeye başladı. oha artık dedim. tam ben aşağıdan "abi gazeteyle yapıcaksın, bi cam-sil bi de gazete miss gibi olur camlar." diye atlıyordum ki kapadı camı. bunu da gördüm ya..

uçakta da her zaman acil çıkış kapısının yanındaki geniş koltuklar gözde yerlerdir. rahattır ve önünüzde koltuk yoktur. normalde de bu koltukları ya ayı gibi olduğunuz için, ya da ayı olduğunuz için verirler. ben bi kere check-in yaptırırken, kadın teklif etti bana (check-in'de kadınlar teklif ediyo, evet) "acil çıkış kapısı yanında oturmak ister misiniz?" diye. durumu bildiğimden atladım tabi hemen. uçağa biner binmez de, hareket etmeden önce hostes gelip, "bu sorumluluğu kabul ediyor musunuz?" diye soruyor ve açıklıyor durumu. hostes biraz güzelse ağzınızdan çıkan sözler "ehehhe, yaa tabi bişey olursa ben kurtarırım herkesi nolcak yaa :)" gibi olabiliyor. aman olmasın!!


son olarak da ne mutlu ki! anadolu jet, ramazan ayında sadece oruç tutması gerekenlerin o saatte birşeyler yiyemeyeceğini keşfetmiş. gayet şüpheliydim, ama yine her zamanki servisi yaptılar. aferin onlara..

bu bir direnk | knerid ve binelimgidelim ortak yazısıdır. öpüldünüz..
Etiketler: 0 yorum | | edit post
Tepkiler: 

akbil

Tam otobüse,metrobüse,tramvaya ya da metroya binecekken akbilinin kaybolduğunu fark eden öğrenci hayat damarlarından birini koparmış oluyor yolcular.Bir yerlere gitmenin onca meşakkat sayıldığı İstanbul yolları akbilsiz öğrenciye  bir meşakkatli geliyor.


Akbilini kaybetmiş bir öğrenci olarak; akbilimi bulan halkım insanı, götürüp de bir görevliye teslim etme duyarlılığını göstermediği için ben de eski akbilimi kullanmak zorundayım işte!Dürüst öğrencinin elinin kolunun bağlandığı an.


''Ayın sonlarına doğru bunca önemli,aylıklı akbilinizi kaybedince yollar daha da uzun gelebiliyor''


                                                                             special n' İstanbul hattından bildirdi
Etiketler: 0 yorum | | edit post
Tepkiler: 

eller yukarı amca..

havaalanında öten aletlerden geçerken aynı sahneyi görüyorum her seferinde. koskoca adamlar soyunmuş, ayaklarda galoş, o aletten geçerken ellerini kaldırıp geçiyorlar. ulan elini kaldırmasan da ötüro o alet işte, anlamadın mı? çıkar şu kemeri artık be adam..
0 yorum | | edit post
Tepkiler: 
Related Posts with Thumbnails