bi susun .muğa goyim

küfürlü oldu di mi başlık? oldu biraz. neyse, içeriği de öyle zaten. içinizde "aa, ne ayıp!" diyecek olan varsa okumayı bıraksın ne diyeyim. hikayeye geçecek olursam magosa'dan ercan hava alanına gitmeye çalışıyorum. 3 saatte bir uyduruk bi servis var, adı da "kıbhas" bizim bildiğimiz havaşa tekabül ediyor. artık benimle beraber hangi uçak varsa en tırt yolcu profili bana denk gelmiş servisteki..

işlerinden dolayı insanları yargılamam asla ama genel kanıyla yaklaşırsak bildiğin amele, işçi tayfası. 30-35 yaşlarında bitanesi de geldi yanıma oturdu. bu nokia olmayan kamera, tv, mp2, mp3, mp4 özelliklerine sahip "sokia" marka telefonunu çıkardı gömdü kafayı telefona, iyi bari dedim. onun oturduğu taraftaki camda da annemle kardeşim beni yolcu edicekler el sallıyolar falan. araç hareket ederken bende hafiften el salladım, adam kaldırdı kafayı bana mı yaptın dedi. yok dedim aileme el salladım falan, "haa tamam yeğenim" dedi.

ne olduysa o ilk konuşmanın ardından oldu zaten, adamın çenesi açıldı. yaş farkından ötürü herkese sorulan ve "talebe misin?" diye başlayan bir dizi soruya tutuldum. ben kısa cevaplar verdikçe adam bana yakınlaştı, açıldı. içinde tuttuğu herşeyi dökmeye başladı adam. tam da hayat hikayesine girmiştik ki yanından geçmekte olduğumuz casino'nun limuzini yola kendini atınca trafik tıkandı kısa süreli. adam casino'ya baktı ve : "amuğa goyim amuğa goyim, bunların hepsi mafya amuğa goyim." dedi. aynen böyle. evet, aynı cümlede 3 kere aynı küfürü kullanmıştı. oha lan dedim, adamda yaratıcılık hiç yok. bu ne kısıtlı küfür kullanımı, bari arada pozisyon değiştirseydin..

tabi etrafımızdaki insanlar bu küfür zincirinin ardından biraz afallamış olsa da sessizce yola devam ettiler. iyi haberse artık adam da sessizleşmişti. yeni kötü haber ise önümde henüz tanışan 2 bayanın kaynaşmasıydı. bu toplu taşıma araçlarında tanışıp bu kadar kaynaşmayı nasıl beceriyolar bilmiyorum. yok efendim, ikisi de şansa izmire gidiyomuş da birisi diğerine "sen izmirde muzaffer amca'yı tanıyo musun?" diye soruyo. izmir lan orası ayı! 3. büyük şehir. senin beynindeki hücre sayısı kadar muzaffer amca vardır orda..

45 dakika süren yolculuk boyunca susmaksızın önümdeki cırtlak sesli kadınlar konuştu. tabi dışımdan "bi susun amuğa goyim" diyemedim de. diyemedim de değil, aklıma bile gelmedi. bende o kadar bile yaratıcılık ve gerekli taban bilgi yok demek..

(bkz : küfürlü yazı yazdık bari toparlayalım)
(bkz : yersen)

çalınan adres : http://direnkknerid.blogspot.com/2009/09/bi-susun-muga-goyim.html
Etiketler: 1 yorum | | edit post

alanya muavini kalmasın!!

peş peşe yazılar ve anılarla kendimi affettirmeye devam..

kamil koç güzel otobüs şirketi vesselam. diğer bilindikler de güzel. zamanında kamil koç için çok saydırdığımdan onu örnek verdim. şu isimsiz otobüs şirketlerine bilinçli yaşlarda ilk defa bu yaz bindim. bilinçli yaşlarda diyorum ilkokula başlamadan falan önce binmiş olabilirim, bilmiyorum. yanlışsam annem/babam düzeltsin. herneyse, dediğim gibi bu yaz ilk defa böyle bir şey yaşadım.

alanya'ya gitmeye çalışıyoruz deniz'imle, antalya havaalanında buluştuk. 80 türlü zorlukları aşıp sonunda atladık taksiye, otogara gidicez ordan da ver elini alanya. öyle olmadı tabi. girdik otogara, neyse bulduk hemen kalkıcak bi tane alanya arabası. "bilmemne turizm" yazmışlar otobüsün sağına soluna. "ne kadar?" dedik, akabinde "iyi ucuzmuş" dedik bindik otobüse..

otobüs zaten hayli eski olunca ben biraz kıllandım. akabinde otobüsün içinde "bizim otobüslerde telefonlar açık" diye övgü dolu yazıyı görünce aha dedim sıçtık. herhalde arabada fren falan zaten kalmamış, çalışan bi fren olmayınca neyi bozucaksın di mi?

neyse efendim oturduk yerimize ve yaklaşık 3-4 saat süren yolculuk başladı. muhabbet ediyoruz falan derken muavin geldi bişeyler dedi, anlamadık biz. tekrar etti, gene anlamadık. bidaha tekrar etti, sonunda önceki otobüs deneyimlerimizden çıkarım yaparak anladık ki adam bize nerede inmek istediğimizi soruyor. ama adam öyle bi peltek ki, bu soruyu oluşturan 3-4 kelimenin hiçbirini anlamamışız, o derece. pelteklikle dalga geçtiğimden değil ama o adama da soru sordurmayın lan! 2 tane muavin var zaten o kola koysun, diğeri sorsun bari..

tabi diğer muavin de normal değil. 1.50 boylarında eşcinsel, bol jöleli bir "erkek" idi kendisi. kaşlar falan o biçim. bi de koridor tarafında oturuyodum, adam sürtüne sürtüne geçmesin diye ara ara deniz'in üstüne yattım kalktım. adam kola servisi, çay servisi falan yapıyo mesela, adam benle konuşmasın benden bu kolanın çayın karşılığında bişey istemesin diye bişey içmedim bile. düşmanımın başına gelmesin, aman diyim..

siz siz olun alanyaya gidecek olursanız doğrudan büyük firmaların otobüsleri ile gidin. hem daha ucuza geliyor hem de aman diyim, straight olarak yola çıkıp, başka yollarla alanyaya varmak var işin ucunda..

çalınan adres : http://direnkknerid.blogspot.com/2009/09/alanya-muavini-kalmasn.html
Etiketler: 0 yorum | | edit post

İstanbul Hatırası

Bir tramvaya atlayıp gitme hikayesi.Akbil basmadan pervasızca binmek ve gitmek duygusu=)





by N&A
Etiketler: 3 yorum | | edit post

özlü sözler #1

"Sendeki hava benim lastiğimde de var."
Etiketler: 0 yorum | | edit post

boku yedi

forum sitelerindeki "komiklikler bu forumda eki eki" bölümünde bulunabilecek bir kare. ben beğendim ama..

çalınan adres : Arabanın sahibi ne bileyim (anonim)
Etiketler: 0 yorum | | edit post

nostaljik dolmuş şarkıları top 5

Bugün Bakırköy Meydan a gitmek adına bindiğim dolmuşta bir cd vardıki işte o "nostaljik dolmuş şarkıları top 5 " tı.Evet işte TOP 5 :

1.Papi Chulo
2.Sibel Can-Padişah
3.İbrahim Tatlıses-Nankör Kedi
4.Hakan Taşıyan-Sensiz İki Gün
5.Ferdi Tayfur-Ya Benimsin Ya Toprağın

*Aynen böyle bir sıra izledi CD..Bundan böyle halkı taşıyan şöförlerin nabzını tutuyor ve ruhsal durumlarına ışık saçıyor olcam.

Nesli İstanbul dan bildirdi..
"Tekrarlanan yolculukta halkın arkadaşı halk, şoförün arkadaşı arkada .................................................... duyulan o melodidir." Nesli Y.

çalınan adres : http://specialnness.blogspot.com/2009/08/nostaljik-dolmus-sarklar-top-5.html
Etiketler: 0 yorum | | edit post

16 saatlik ömür boyu yolculuk

Öğrenci milleti dediğin oraya buraya otobisle gider diye biz de sanki başka alternatifimiz yokmuşcasına koşa koşa aldık otobüs biletlerimizi.."Önceden uçak bileti alma" alışkanlığımız gelişme aşamasında ve bu yüzden de kimi zaman sekteye uğramakta.VİP Turizm hizmetinde,kanımca üretilen ilk otobüsle yola çıktık.

Öyle bir otobüs,öyle bir oturma planı,öyle bir kabus başlangıcı yok.
Gerçi bilirsiniz; hani daha oturduğunuz anda öndeki çaaatt diye kucağınıza koltuğu indirir ya,ve önünüzde arkanızda sağınızda solunuzda kesinlikle çocuk ve iki level kötüsü bebek olur ya,onlar daha oturmadan ağlamaya başlar,çocuklar daha otururken niyeyse hep mikrofon yutmuşcasına "anne koltuğu niye yapmışlar?" gibi sorular sormaya başlar ya bi de arkadaki çocuk ayağını sürekli koltuğunuza pat küt vururya..Tam tamına o yolculuktan bahsediyorum.Hostun salaklığından, suyu üzerinize dökerek koymasından falan bahsetmiyorum bile..

Neyse bu neredeyse hepsi bir arada yolculuğumun 10 saatinde falan ölü gibi uyudum.Bi molaya inmedim dahi!Önümüzdeki salak çocuk bizim onun yastığını aldığımıza karar verip aralıklarla rahatsız etti bizi.Uyandırarak!!nazlıya bi baktım eli havada çocuun kafasına doğru gidiyor.O neyy derken baktım hayal ediyomusum..Evet içimden o kadar çok geçmiş bunun olması.Beynini delmek istedim var olduğundan şüphe duyduğum..

Ayrıca otobüste aç kalmak-deyim yerindeyse midesi kazınmak ve bir atasözü gerekirse de "aç aman bilmez çocuk zaman bilmez."-(öyle demeyin atasözü var böyle) diye tabir edilen nadide olayın en uç noktasını yaşadım.Bi molaya uyicam diye çıkmadığım için acıktım yolda.İnsan iki kırıntı bişe verir.Düşünür yolcularım naapar needer der.İki poaçanın yanına bide çubuk kraker koyiim bare iki su eksik aliyim bunu yapiyim der!nerdeeeeeee..

Çok zor geçirdim yolculuğu okur çoookk..En son öndeki çocuğun kafasına gömdüm bitane!derkeeen baktım açlıktan hayallere dalmışım...Siz siz olun otobis e şehir içi hariç binmeyin.Bunu yapmayın,yazık etmeyin..Heeee dersenizki biz grupcanayız yolda iki batak atarız üç uyur beş şarkı söyleriz ozaman allah selamet versin.Ben üç beş el pis 7 li bi kaç el de poker oynadım, edemedim..

Bi de "sen ne okuyosun evladım?" cinslerinden kaçının.Özellikle uykudan kalkıp wc ye gidip elinizi yıkarken soranlarından.SAnaNE teyze elimi yıkıyorum orda statü analizi yapıyosun bana yaaaa diye içinden geçirip abidik gubidik şeyler söylemek güzel tabi.Ben bu seferkine rekreasyon okuyorum dedim de o zaten anlamadı.Bi dahakine de "şan fıstığı yetiştiriciliği" dicem. .

İşte böyle böyle bir otobüs yolculuğu daha geride kaldı.Herşeye rağmen otobüsler candır,binilesidir,bu blogun ana temasıdır..

P.S: "Yolculuk garip şey, hele de halkla gidiyorsanız."
..................................................................... Nesli Y.
Etiketler: 0 yorum | | edit post

oturtmaz oturmaz amca!

""bu yazıda da "otobüste gelip sizi yerinizden eden teyze" den bahsedicem..bu teyze tipi daha bi çirkef oluyo genelde. siz ne güzel yer bulmuşsunuz (belki boş otobüse binmek için ilk durakta diğer otobüsü beklemişsiniz) ama teyzemiz ortalardan biyerlerden binip bi de oturmak istiyo sizin yerinize. genelde bayaa kilolu oluyo bi de bu teyzeler (bilmem karşı konulmaz oturma istekleriyle alakası var mı?)..otobüste bu teyzelerden en az 1 adet varsa, muhabbet aynen şöyle başlıyo. (1 tane yetiyo bu teyzelerden, bazı durumlarda monolog halinde size saydırıyolar çünkü)""

...veee Diren'in ''oturmaz teyze'' sine ithafen..


İstanbul'un 4545647667346747836345milyon kişilik nüfusundan mütevellit, bi de kriz derken insanlar daha çok toplu taşıma kullanmaya başladı.Özellikle mecidiyeköyde araba kullanılmıyormuşcasına öyle bi kalabalıkki!inanılmazzz..Tabi bizde daha alımlı bişe var: METROBÜS.Gerçekten özellikle Avcılar a gidip gelirken nimet o nimettt!!bi de her gülün bie dikeni misali ,metrobüslerin otobüslerin bin katı fazla nüfusa sahip olmak gibi özellikleri var cidden havada gidilmemesi işten diil!!İnanılllmaz kalabalık oluyor.Böyle durumlarda özellikle bayan kısım metrobüse binince o tip amcalar ortaya çıkıyor işte. . .



O amcalar ki bir cinsi hep bi kirli sakallı olur ,kısa boylucadır.Ya da hali vakti yerinde olan bi cinsi vardır.Görüntüsü iyi, gözleri çakmak çakmak,kimi zaman deli deli bakar.Bi de lider ruhlu amcalar vardır, herkesin oturma planını yaparlar.''Sen kalk abicim şuraya geç bayan oraya otursun!'' der, bayana yer verilir.
Kirli sakallı amcalar önce bi tip bakar ,bayan yanına oturmaz onlar. Otobüste kimse oturmasın benim yanıma herkes onu beklesin o yine de oturmaz.Bi gergin ortam yaratır gerilir kendisi.Bi garip düşünür o cins hiç anlamam.Sanki bi ceyarlık yapacam!Otur be adam ne var beni yicen mi!Bi de onların kimisi bi zamnlar bu işten nasibini almış kısımdır.O yüzden daha temkinlidir.Hiç çaresi yoksa oturabilir miyim? diye sanki yüzüne heran vurcakmışım gibi bakar.

Hali vakti yerinde görünen çakmak bakışlı amcalar yer veren amcalar olarak litaratürde yerini alır.''Geç kızım sen otur.'' der o kalabalıktan güç bela sıyrılır oturursunuz .Senin yanın boşalnca o da öylece geçer oturur.Sabrı bi yere kadar amcalardır aynı zamanda. Birine yer verip ikincisine vermez.

Herkesin oturma planını yapan amcalar herkes oturmadan oturmaz.Bi organizasyon yapmadan edemez.Muavine içli içli bakar otobüsteyse, yok metrobüsse gözü ya şför koltuğundadır ya da gişe görevlisinde:p organize etmeden yapamaz.Herkesi boy sırasına göre oturttuktan sonra duraaına gelmiş bulunur,iner.Bi de bi vukaat sırasında inecek olursa sorunlu ve sorunsuz olarak alt başlıklara da bölünür,ama o çok daha derin bi analiz.Sorunluysa durakta inmez asaabi olur, sorunsuzsa peki arkadaş der iner,özetini yapabiliriz.


İşte böyle..Ama en merak edilen şudur: ya oturmaz teyzelerle oturtmaz oturmaz amcalar karşılaşırsa!??ozaman n'olurrrr????. . .

çalınan adres: http://specialnness.blogspot.com/2009/04/oturtmaz-oturmaz-amca.html
Etiketler: 0 yorum | | edit post

Otobüs..


Zannedersem hepiniz otobüse binen insanlarsınız. Otobüs dediğim, şehir içi otobüsler canım. Toplu taşıma araçları. Belediye otobüsü. Onlardan işte.

Ben de biniyorum efendim. İzmirli olanlar bilir; burada iki esas otobüs vardır. Biri 169, diğeri ise 121. Diğer otobüsleri kullananlar lütfen bu lafıma alınmasın, biraz objektif olsun. Gelin itiraf edelim, en popüler iki otobüs bunlar işte. Ben de muhitim itibarıyla bunlardan 169 olanını sıklıkla kullanıyorum.

169'un ve 121'in yolcu kitlesi; izledikleri güzergâh itibarıyla diğer otobüslere nazaran daha "genç" oluyor. Misal bir 169, öncelikle "İzmir Ekonomi Üniversitesi"nden boya küpü hanımları ve beyleri toplar, yol üstünden "Alsancak"a gezmeye giden gençleri bünyesine katar. Dersaneye giden ortaokul ve lise öğrencileri de her zaman 169'dadır. Gördüğünüz üzere yaş ortalaması oldukça düşük. 121'in güzergâhı da hemen hemen benzer aşamalardan ibarettir, tek farkı karşıdaki yakada yer almasıdır, bu yüzden iki otobüsün yolcu kitlesi oldukça örtüşür.

Her neyse, sadede gelelim. Esas anlatmak istediğim şey, bu toplu taşıma serüvenlerimde kendi adıma girdiğim ilginç tripler, mânâsız düşüncelerdir. Biraz daha açalım. Benim için ortalama bir toplu taşıma serüveni durakta başlar. Durağa gelir gelmez, hemen çevremdeki insanları incelemeye başlarım. Dediğim gibi, yolcu kitlesi genelde bizim gibi gençlerden oluştuğu için mutlaka durakta "kendimi beğendirmeye çalışabileceğim" bir dişi vardır. "Nasıl yani?" demeyin. Bir dinleyin önce. İşte ben; o duraktaki "hoş kız"ı bulurum, ona yakın bir noktada beklerim otobüsü. Gerilirim, kasılırım, bir şeyler yaparım. Arada kızı incelerim bakışlarımla. Yüzde doksan dokuz oranında kız orada olduğumun farkında bile değildir.

Otobüsümüz gelir. Bineriz. Otobüs şartları elveriyorsa, kızın yanını asla kaptırmam. Elverişli değilse, ki çok yüksek bir ihtimaldir, kıza yakın bir noktada yerimi alırım. "İşte" derim, "Bu yolculuğumuzun hoş kızı da bu." Benim için her yolculukta böyle bir kız olur. Ortalama 15-20 dakika süren yolculuğumuzda kızı izlerim ve "kendimi ona beğendirmeye çalışırım" resmen!

Bu noktada gözden kaçırdığım nokta şudur; İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin tahsis ettiği bu ESHOT Belediye Otobüsleri'nin onlarca yıllık tarihinde, hiçbir zaman durakta ya da otobüste yeni bir aşk doğmamıştır, doğmayacaktır da. Otobüs, sadece bölge insanlarını toplu halde bir yerden bir yere taşımayı amaçlayan bir belediye hizmetidir. Bu gerçeği gözardı ederek yaşadığım yüzlerce otobüs yolculuğunun da sonu hep aynıdır. Ya "Otobüsün hoş kızı" benden önce iner, ya ben. Ya da aynı yerde iner, farklı istikametlere doğru yola çıkarız. "Hoşçakal" derim içimden bu yolculuktaki bir daha hiç görmeyeceğim sevdiceğime.

Olm neler diyorum lan ben? Neler yapıyorum? Sapık değilim ben ha. Valla. O kızların da hiçbirini gerçekten sevmedim, hepsi tek otobüslük ilişkilerdi. Burada samimi hislerimizi paylaşıyoruz, arkamdan atıp tutmayın ha. Lütfen. Cık. Neyse esen kalın efendim.

s.


çalınan adres : http://sinvegur.blogspot.com/2009/07/otobus.html
Etiketler: , 0 yorum | | edit post

Şehirlerarası..


Merhabalar dostlarım, yaklaşık iki ay sonra sıcak evimden bildirmenin mutluluğuyla selamlıyorum sizleri. Gurbet ellerde kalmanın getirdiği sonuçlardan birinden, şehirlerarası otobüs yolculuklarından bahsedeceğim bugün sizlere. Bir nevi "Terminal.."in tamamlayıcısı olacak bu yazı. Kâh gülecek, kâh hüzünleneceğiz. Ehm. Her neyse başlayalım artık.

Otobüs yolculuklarından pek hazzetmiyorum, treni her zaman yeğlerim. Ama vakit probleminden ötürü pek çok kez otobüse binmek lazım geliyor maalesef. Sanırım binlerce otobüs firması var. Hani Hepimizin bildiği Varan'ları KâmilKoç'ları falan geçtim; atıyorum sırf Yozgat'ta bile "Yozgat Turizm", "Öz Yozgat Turizm", "Öz Hakiki Yozgat Turizm" gibi tonla firma oluyor. Hepsinin logoları da aynı. Nasıl anlatsam. Kalın ve italik puntolarla, hızla hareket ediyormuş gibi harfler. Yanında da saçma sapan bir şekil. Yok anlatamadım, bak çizdim aşağı.

Yolculuktan önce sinirli muavin bavulları bagaja yüklüyor. Çok stres bir durum. Bağırıyorlar. "Şey bir de şu bavul var ona da bagaj fişi alayım ehe mehe." demeye kalkıyorsun, terler içinde "TAMAM ABİCİM EVET GÖRDÜM KOYUCAM. EVET TAMAM. HRGRGH." şeklinde tepkiler geliyor. Bu zorlu aşamadan sonra otobüse biniyoruz. Perdelere bakma, ön koltuğun arkasındaki yiyecek koymak için düzenlenmiş paneli indirip kaldırma gibi mânâsız hareketlerin ardından motor çalışıyor ve muavin arkadaşımız eline mikrofonu alıyor. Şimdi buradan otobüs firmalarının yetkililerine sesleniyorum. Bu muavin arkadaşlara çok komplike cümleler söyletmeye çalışıyorsunuz, olmuyor, beceremiyorlar. "Ssayn yolcularms. Yaklaşk doks saat sürecek yolculuğms başlamştr. Yolcluk esnasında cep telefonlarnın açk bıraklmaması fren sistemini bozduğndan. Ee. İyi yolculuklar dilers." şeklinde kestirip atıyorlar. Bunlara gerek yok, lütfen.

Evet şimdi içimiz kıpır kıpır. Çünkü ikram vakti geldi. Öncelikle gelen su teklifini kesinlikle reddetmiyor, kana kana içiyoruz. Ardından kek, nescafe ve kolonyalı mendil dolu arabasıyla muavin yaklaşıyor. Muavin yaklaştıkça bende bir gerilim oluşuyor. Müzik dinliyorsam kulaklığımı çıkarıyorum, gözümü muavinden ayıramıyorum. Sanki kekler kaçacak, aç kalacağım gibi. Sıranın gelmesiyle gerilim bitiyor, "Paykek", "Taykek" gibi saçma sapan kekleri portakallı ördek yercesine iştahla tüketiyoruz. "Bedava"nın karşı konulmaz lezzeti.

Artık yolculuğa tam manasıyla konsantre olduk diyebiliriz. Koltuğu arkaya yatırabiliriz. Gece yolculuğuysa güzel. "Hıneeeağağğğee." diye anıran bebeklerin, kükrercesine horlayan teyzelerin olmadığı bir ortamdaysak; uyuma şansımız biraz olsun var. Ama gündüz yolculuğu? Hele bir de benim gibi otobüste bir şey okuyamayan insanlardansanız, tam anlamıyla bir işkence. Bir yanda siz, bir yanda sapsarı otlar, ayçiçekleri, parlayan güneş, bol uydu antenli gizemli villalar, atlar, inekler... Sanıyorum ülkemizin dörtte üçü sarı otlardan oluşuyor. Sizin için her otobüs yolculuğunun kaçınılmaz pencere görüntüsünü yukarıda resmetmeye çalıştım, umarım hoşunuza gider.

Molalar? Gece yolculuğundaysanız bu bir dezavantaj kanımca. Çünkü gecenin üç buçuğunda biraz uykuya dalmışken bir anda otobüsün yavaşlaması, ışıkların yanması, muavinin yeniden mikrofonu kaparak "Ssayn yolcularms Afyon dinlenme tesslernde yarm saat mola vereceğis, değerli eşyalarnz güvenlik açısından bırakmaynss. Ee. İyi yolculuklar." diye acı acı çığırması bence hiç hoş değil. Yine de gece de olsa gündüz de olsa otobüsten iniyor, dinlenme tesislerinin büyüleyici atmosferine kaptırıyoruz kendimizi. Cevizli sucuklar, pişmaniyeler, kancalı oyuncak aletleri, masaj koltukları... Tam anlamıyla bir lunapark burası. Hemen tuvalete gidiyoruz, yüzümüzü yıkıyoruz. 4-5 saat yol gidenlerde bile bu tribi hep görüyorum. Kendinden geçercesine yüz yıkamak, derin derin nefes almak. Ne oluyor lan, sanırsın çölde vaha bulduk. Neyse. Buranın bir diğer değişmez geleneği ise markete dalarak "Halley" gibi birtakım gereksiz abur cuburlar satın almak. Bir de devamlı anons yapan ve hiçbir dediği anlaşılmayan o kadına da değinmeden geçemeyeceğim. Her zaman orada. "Saat 23.00 yolcuları ainihinighiniihni." diye sesler çıkarıyor, anlam veremiyorum. Bitti mola, otobüse döndük. Sıcak otobüs.

Gece yolculuğunda en uyunulası saatler burada başlıyor. Uyuyor gibi oluyoruz, uyanıyoruz, hava gri olmuş, çevrede şehir dışındaki çok katlı apartmanlar. Sonunda varıyoruz. Muavin son kez sahne alarak bize teşekkürlerini bildiriyor ya da bildiremiyor akıcı konuşma yeteneğine bağlı olarak. Buz gibi havada iniyoruz, bavul taşıyoruz, çileli saatler...

Bu kadar. Uzun oldu be. Şimdi ben bunun çizimlerini yapacağım, daha hiçbir şey bitmiş değil. Kafamda bir şey daha var ama. Çok utanç verici bir anı. Yakında o da gelecek. Pek yakında. Esen kalın.

s.


çalınan adres : http://sinvegur.blogspot.com/2008/11/terminal.html
Etiketler: , 0 yorum | | edit post
Related Posts with Thumbnails