bi susun .muğa goyim
21:17
küfürlü oldu di mi başlık? oldu biraz. neyse, içeriği de öyle zaten. içinizde "aa, ne ayıp!" diyecek olan varsa okumayı bıraksın ne diyeyim. hikayeye geçecek olursam magosa'dan ercan hava alanına gitmeye çalışıyorum. 3 saatte bir uyduruk bi servis var, adı da "kıbhas" bizim bildiğimiz havaşa tekabül ediyor. artık benimle beraber hangi uçak varsa en tırt yolcu profili bana denk gelmiş servisteki..
işlerinden dolayı insanları yargılamam asla ama genel kanıyla yaklaşırsak bildiğin amele, işçi tayfası. 30-35 yaşlarında bitanesi de geldi yanıma oturdu. bu nokia olmayan kamera, tv, mp2, mp3, mp4 özelliklerine sahip "sokia" marka telefonunu çıkardı gömdü kafayı telefona, iyi bari dedim. onun oturduğu taraftaki camda da annemle kardeşim beni yolcu edicekler el sallıyolar falan. araç hareket ederken bende hafiften el salladım, adam kaldırdı kafayı bana mı yaptın dedi. yok dedim aileme el salladım falan, "haa tamam yeğenim" dedi.
ne olduysa o ilk konuşmanın ardından oldu zaten, adamın çenesi açıldı. yaş farkından ötürü herkese sorulan ve "talebe misin?" diye başlayan bir dizi soruya tutuldum. ben kısa cevaplar verdikçe adam bana yakınlaştı, açıldı. içinde tuttuğu herşeyi dökmeye başladı adam. tam da hayat hikayesine girmiştik ki yanından geçmekte olduğumuz casino'nun limuzini yola kendini atınca trafik tıkandı kısa süreli. adam casino'ya baktı ve : "amuğa goyim amuğa goyim, bunların hepsi mafya amuğa goyim." dedi. aynen böyle. evet, aynı cümlede 3 kere aynı küfürü kullanmıştı. oha lan dedim, adamda yaratıcılık hiç yok. bu ne kısıtlı küfür kullanımı, bari arada pozisyon değiştirseydin..
tabi etrafımızdaki insanlar bu küfür zincirinin ardından biraz afallamış olsa da sessizce yola devam ettiler. iyi haberse artık adam da sessizleşmişti. yeni kötü haber ise önümde henüz tanışan 2 bayanın kaynaşmasıydı. bu toplu taşıma araçlarında tanışıp bu kadar kaynaşmayı nasıl beceriyolar bilmiyorum. yok efendim, ikisi de şansa izmire gidiyomuş da birisi diğerine "sen izmirde muzaffer amca'yı tanıyo musun?" diye soruyo. izmir lan orası ayı! 3. büyük şehir. senin beynindeki hücre sayısı kadar muzaffer amca vardır orda..
45 dakika süren yolculuk boyunca susmaksızın önümdeki cırtlak sesli kadınlar konuştu. tabi dışımdan "bi susun amuğa goyim" diyemedim de. diyemedim de değil, aklıma bile gelmedi. bende o kadar bile yaratıcılık ve gerekli taban bilgi yok demek..
(bkz : küfürlü yazı yazdık bari toparlayalım)
(bkz : yersen)
çalınan adres : http://direnkknerid.blogspot.com/2009/09/bi-susun-muga-goyim.html
işlerinden dolayı insanları yargılamam asla ama genel kanıyla yaklaşırsak bildiğin amele, işçi tayfası. 30-35 yaşlarında bitanesi de geldi yanıma oturdu. bu nokia olmayan kamera, tv, mp2, mp3, mp4 özelliklerine sahip "sokia" marka telefonunu çıkardı gömdü kafayı telefona, iyi bari dedim. onun oturduğu taraftaki camda da annemle kardeşim beni yolcu edicekler el sallıyolar falan. araç hareket ederken bende hafiften el salladım, adam kaldırdı kafayı bana mı yaptın dedi. yok dedim aileme el salladım falan, "haa tamam yeğenim" dedi.
ne olduysa o ilk konuşmanın ardından oldu zaten, adamın çenesi açıldı. yaş farkından ötürü herkese sorulan ve "talebe misin?" diye başlayan bir dizi soruya tutuldum. ben kısa cevaplar verdikçe adam bana yakınlaştı, açıldı. içinde tuttuğu herşeyi dökmeye başladı adam. tam da hayat hikayesine girmiştik ki yanından geçmekte olduğumuz casino'nun limuzini yola kendini atınca trafik tıkandı kısa süreli. adam casino'ya baktı ve : "amuğa goyim amuğa goyim, bunların hepsi mafya amuğa goyim." dedi. aynen böyle. evet, aynı cümlede 3 kere aynı küfürü kullanmıştı. oha lan dedim, adamda yaratıcılık hiç yok. bu ne kısıtlı küfür kullanımı, bari arada pozisyon değiştirseydin..
tabi etrafımızdaki insanlar bu küfür zincirinin ardından biraz afallamış olsa da sessizce yola devam ettiler. iyi haberse artık adam da sessizleşmişti. yeni kötü haber ise önümde henüz tanışan 2 bayanın kaynaşmasıydı. bu toplu taşıma araçlarında tanışıp bu kadar kaynaşmayı nasıl beceriyolar bilmiyorum. yok efendim, ikisi de şansa izmire gidiyomuş da birisi diğerine "sen izmirde muzaffer amca'yı tanıyo musun?" diye soruyo. izmir lan orası ayı! 3. büyük şehir. senin beynindeki hücre sayısı kadar muzaffer amca vardır orda..
45 dakika süren yolculuk boyunca susmaksızın önümdeki cırtlak sesli kadınlar konuştu. tabi dışımdan "bi susun amuğa goyim" diyemedim de. diyemedim de değil, aklıma bile gelmedi. bende o kadar bile yaratıcılık ve gerekli taban bilgi yok demek..
(bkz : küfürlü yazı yazdık bari toparlayalım)
(bkz : yersen)
çalınan adres : http://direnkknerid.blogspot.com/2009/09/bi-susun-muga-goyim.html



Yolculuktan önce sinirli muavin bavulları bagaja yüklüyor. Çok stres bir durum. Bağırıyorlar. "Şey bir de şu bavul var ona da bagaj fişi alayım ehe mehe." demeye kalkıyorsun, terler içinde "TAMAM ABİCİM EVET GÖRDÜM KOYUCAM. EVET TAMAM. HRGRGH." şeklinde tepkiler geliyor. Bu zorlu aşamadan sonra otobüse biniyoruz. Perdelere bakma, ön koltuğun arkasındaki yiyecek koymak için düzenlenmiş paneli indirip kaldırma gibi mânâsız hareketlerin ardından motor çalışıyor ve muavin arkadaşımız eline mikrofonu alıyor. Şimdi buradan otobüs firmalarının yetkililerine sesleniyorum. Bu muavin arkadaşlara çok komplike cümleler söyletmeye çalışıyorsunuz, olmuyor, beceremiyorlar. "Ssayn yolcularms. Yaklaşk doks saat sürecek yolculuğms başlamştr. Yolcluk esnasında cep telefonlarnın açk bıraklmaması fren sistemini bozduğndan. Ee. İyi yolculuklar dilers." şeklinde kestirip atıyorlar. Bunlara gerek yok, lütfen.
Artık yolculuğa tam manasıyla konsantre olduk diyebiliriz. Koltuğu arkaya yatırabiliriz. Gece yolculuğuysa güzel. "Hıneeeağağğğee." diye anıran bebeklerin, kükrercesine horlayan teyzelerin olmadığı bir ortamdaysak; uyuma şansımız biraz olsun var. Ama gündüz yolculuğu? Hele bir de benim gibi otobüste bir şey okuyamayan insanlardansanız, tam anlamıyla bir işkence. Bir yanda siz, bir yanda sapsarı otlar, ayçiçekleri, parlayan güneş, bol uydu antenli gizemli villalar, atlar, inekler... Sanıyorum ülkemizin dörtte üçü sarı otlardan oluşuyor. Sizin için her otobüs yolculuğunun kaçınılmaz pencere görüntüsünü yukarıda resmetmeye çalıştım, umarım hoşunuza gider.
Molalar? Gece yolculuğundaysanız bu bir dezavantaj kanımca. Çünkü gecenin üç buçuğunda biraz uykuya dalmışken bir anda otobüsün yavaşlaması, ışıkların yanması, muavinin yeniden mikrofonu kaparak "Ssayn yolcularms Afyon dinlenme tesslernde yarm saat mola vereceğis, değerli eşyalarnz güvenlik açısından bırakmaynss. Ee. İyi yolculuklar." diye acı acı çığırması bence hiç hoş değil. Yine de gece de olsa gündüz de olsa otobüsten iniyor, dinlenme tesislerinin büyüleyici atmosferine kaptırıyoruz kendimizi. Cevizli sucuklar, pişmaniyeler, kancalı oyuncak aletleri, masaj koltukları... Tam anlamıyla bir lunapark burası. Hemen tuvalete gidiyoruz, yüzümüzü yıkıyoruz. 4-5 saat yol gidenlerde bile bu tribi hep görüyorum. Kendinden geçercesine yüz yıkamak, derin derin nefes almak. Ne oluyor lan, sanırsın çölde vaha bulduk. Neyse. Buranın bir diğer değişmez geleneği ise markete dalarak "Halley" gibi birtakım gereksiz abur cuburlar satın almak. Bir de devamlı anons yapan ve hiçbir dediği anlaşılmayan o kadına da değinmeden geçemeyeceğim. Her zaman orada. "Saat 23.00 yolcuları ainihinighiniihni." diye sesler çıkarıyor, anlam veremiyorum. Bitti mola, otobüse döndük. Sıcak otobüs.