Dolmuşta Erik Keyfi

● Yaz gelince herkes değişiyo, bi acayip oluyo. Herkes sanki yazın gelmesini bekliyomuş gibi, bekliyo da gerçi, Allah'ım, yaz geldi diye bi hal-tavır değişiklikleri, bi kendini bulmalar falan. Evet, kendini bulmalar. Yaz gelince insanoğlu resmen kendini buluyo. Yıllık evrimin son level'ı yaz yani. O derece.

● Bunu nereye bağlıycam? Şuraya bağlıycam. Yaz geldi diye başkentimin güzelim mavi dolmuşlarında erik servisi başlamış. Yanlış okumuyorsun evet, bildiğin erik servisi. Böyle yeşil, kütür kütür. Hemi de şehrin öyle her yerindeki dolmuşlarda değil, bizahare Odtü dolmuşlarında. Bizahare de neyse. İşte neyse ne. Bindim dolmuşa geçen okuldan, Kızılay'a ordan da eve gidicem falan. Daha yolcu bekliyoruz, kalkmıycaz. Şöför de aşağıda, daha binmemiş. Bi de böyle bişey var bizim okulda. Şöförler dolmuş dolmadan binmiyor. Niyeyse. Trip işte. Neyse. Ben sandım ki her zamanki gibi sigara falan yakmış on dakka için. Yok karşim, sigara yaksa yine iyi, artık dışarıda ne yaptı ne etti de bulduysa, adam elinde avucunda resmen bi kilo yeşil erikle bindi dolmuşa. Olm yeşil erik diyorum lan! Sonra bi de sordu, "Gençler istiyonuz mu erik?" diye. Nasıl da açtım o sırada. Ama almadım. Dolmuşçunun erik dağıttığı nerde görülmüş. Benim canım tatlıdır, öyle dolmuşta falan erik yemem. Neyse sonra adam kimse erik almayınca gitti hepsini bozuk paraların durduğu o kapaklı bölmeye koydu. Para üzeri olarak erik mi vericek napıcaksa. Bu da böyle bi yaz kampanyası işte.

● Geçen yine dolmuştayız bi gün. Bizim Çavuş Şevki var. Lan, dedi, şurdan bi kişi. Evet öyle anlatsam ya aslında. Askerlik anısı gibi dolmuş anısı anlatmak. İnsanın hayatı dolmuşta geçince askerlik kadar yer yapıyor tabi. Neyse. Dolmuştayız. En arka dörtlüde oturuyorum. Sıkış tepiş dört kişi. Bi de o sıcakta sevgili okur, sen bilir misin terli terli insanlarla omuz ve kol teması kurmayı? Bilirsin tabi, sen de kullanıyorsun toplu taşıma. Ama ben sokayım böyle toplu taşımaya. O derece sinirlendim. Bi de niyeyse virgül kullanmıyorum bak. Sanırsın virgül yasak. Neyse gidiyoruz işte böyle titreye titreye. Bir ara ön taraftan biri indi, benim arka dörtlüde play-doh hamuru gibi kolunu yoğuşladığım kişilerden biri gitti oraya oturdu. Rahatladık falan. Sonra biri daha indi önden, benim yanımdakilerden biri daha gitti o boş yere oturdu. Ben o sırada bi paranoya oldum tabi, acaba benden mi kaçıyorlar, acaba pis pis terledim, ondan mı kaçıyorlar falan diye. En son, köşede kalan adam da başka boşalan bi yere oturunca tağam dedim. Kesin bende bi bok var. Hayır bi de sanırsın radyoaktif bişey yayıyorum. Sonra bir süre sonra bi koku gelmeye başladı iyice burnuma, kesif kesif. Lan bi kafayı çevirip baktım, güneşin dikizlemesine geldiği bembeyaz kolum yanıyor olmasın mı. Vallahi mangalda pirzola gibi kokmaya başladı iyice güneşin s.ktiği yer. S.ktiği diyorum çünkü hakkaten resmen koluma ışınlarıyla tecavüz ediyordu. Neyse en sonunda dayanamadım, gittim ben de öndeki gölge yerlerden birine oturdum. Zaten o sırada anladımdı niye öne kaçtıklarını. Öne güneş gelmiyordu. Paranoyamdan kurtuldum, raatladım.


çalınan adres : http://dacederki.blogspot.com/2009/07/dolmusta-erik-keyfi.html
Etiketler: | edit post
Tepkiler: 
0 Responses

Yorum Gönder

Related Posts with Thumbnails