Yallah Şöfer Yallah

Sendromsuz pazartesinden herkese merhaba. Öncelikle şunu söylemeliyim ki, birkaç yazı öncesinde de söylediğim gibi (sensin tırt demiştim), tırt hakkaten benmişim. Bugün onu anladım. Hep bu önyargılar...

Dostlarım, sıradan bir dolmuş neden hep tuhaf olayların yaşandığı bir yer olmak zorundadır? Neden? Neden? Ne? N?

ODTÜ-Kızılay dolmuşu, akşam saatleri.. Araç ağzına kadar dolmuş, şoför yine de daha fazla yolcu alabilme konusunda bir takım iddialarda. Ortalama bir Türk insanının giremeyeceği kadar bir boşluk var ya da yok (belki bir çinli?), ona rağmen abinin sesi yükseliyor: "Gapının önündeyn bi çekilelim hocam, bahın daha boş yier var, lütfeyn.."

Sunshine'ın ordaki duraklardan öksüre öksüre kalktı dolmuş, kapısını da zor kapattı. Baktım, herkes para alışverişine başlamış. Ben şöförün hemen yan hizasındaki koltuktayım. Beni zerre alakadar etmiyor tabi bu para işleri haliyle.. Arkadaki sıkış tepişlikte bir yandan parasını uzatmaya çalışan, bir yandan da hayatta kalabilmek için direklere tutunan insanları düşünüp acıdım. Bir an için. Sonra geçti tabi. Neyse işte o sırada paralar havada uçuşurken uzattım 20 lirayı, aldım paramın üstünü. Kafam rahatladı, taktım kulaklarımı, açtım Sagopa'yı. A1'den çıkmak üzereyiz..

Sagopa'nın sesi kulaklarıma ulaşamadan dolmuşun gürültüsünde kayboluyordu, dolayısıyla ondan çok etrafın sesini duyuyordum. Şöfer sürekli olarak "parasının üstünü alamayan, ücretini gönderemeyen" anonsu yapıyordu. Bilirsiniz, hep o tanıdık bildik anons işte. Bir kere söyledi, iki kere söyledi, Armada'nın oralardayız hala söylüyor bunu. Bir de ilginçtir, ilk kısmı ağzında geveliyordu ve anonstaki vurgu tam olarak ikinci kısımdaydı. Yani şöyle yazarsam anlaşırız sanırım; "parznınüztnüalamayn, ÜCRETİNİ GÖNDEREMEYEEN?" Herif tam olarak buraya kitlenmiş, aynı şekilde aynı anonsu belki de onn defa yaptı. Bahçeli'nin oralara geldik o sırada..

Adamın kafasında baya fırtınalar kopmuş olacak ki, (dandik Gökkuşağı yapısının ordaki) ışıklarda bu anonsu, ikinci kısmın üstüne basa basa son kez yaptı ve yine cevap gelmemesine karşılık içindeki The Hulk'ı orta yere püskürtüverdi "Yauu bilader yok mu ya parasını gönderemeyen? Allah Allaaaaah! Hayır belli ki var yani demi burda bağırıyoz iki saatir! Hayrret bişey yaa.." şeklinde. Ama Hulk'a da yanıt veren bir ses çıkmadı. O sırada kulakta bir yandan Kajmeran çalıyor, ama ben bir yandan da olan biteni anlamaya çalışıyorum..

Bizim şofort baya bi sinirlendi orda, tabiri caize "kayış koptu" ve bağırıp çağırmaya başladı. "Biz hammalız ya zaten!", "Ulan sanki sen beleş gidince bıdı bıdı! (bıdı kısmını duyamadım ama sanırım "üç kuruş cebinde kalıcak hmunagoyim!" gibi bişeydi)" falan fişmaan derken, ortam baya gerildi. Yani düşünün, şöfor bir yandan yola pür dikkat konsantre olmuş, trafikte ona buna saydırıyor, bir yandan da sürekli sesli sesli söylenip duruyor. Tabi o sırada dolmuşta milim ses yok. (milim olmadı oraya) Buz gibi rüzgarlar esiyor dolmuşta..

Şöfur hiç susmadan bağırıp duruyordu beleşçi yolcuya, ortam gergindi. Ama o gerginliğin tavan yaptığı bir an vardır ki, dostlarım onu nasıl tarif etsem garip kaçacak biliyorum. Herif durdu durdu en son, altgeçitlerden birinin orda, ÇAATH diye bi yumruk attı etrafındaki bi yere.. Biz kaldık böyle. Yani arkadakileri bilmem ama ben kalakaldım. Şufur bütün hırsını dolmuştan çıkarmaya başlamıştı. Bu kadar Davosvari bir yolculuk daha önce hiçbir dolmuşta yapmamıştım. Tabi durumun acayipliğinin de verdiği komiklikle gülmemek için de tutuyordum bir yandan kendimi.

...

Güvenpark'a geldik, dolmuş durmak üzere. Adam hala söyleniyor, "Hem polislerden cezayı yiyelim sonra da gelip bedavadan adam daşıyalım ohh!" diye. O an düşündüm, "ulan zaten kaşla göz arasında 1 buçuk liradan 1 yediyüz oldu ücretler, sen önce bunu açıkla" diye. Bunu dile getirmedim tabi. Zaten o cümleyi sesli söylemiş olsaydım, şu an bu yazıyı okuyor olamazdınız (Direnkin cümlesi gibi oldu bu)..

Sözün özü, dostlarım, Ankara'da dolmuşa binecekseniz her şeye hazırlıklı olmalısınız. Herifin bir dövmediği kaldı tek tek "Sen mi vermedin lan!?" diye. Ben daha da ne diyim.

...

Umarım uzun zaman sonra ilk kez denediğim bu hikayevi yazım kötü olmamıştır, zira bu durumu başka nasıl anlatabilirdim bilmiyorum. Yazı da uzun oldu tabi.. Neyse işte bu da böyle bir hikayedir yani. Öpertirim. (Günlük hayatta "şöför" dediğimiz kelimenin gerçekte nasıl yazıldığını bilmediğimden her seferinde yeni bir kelime türettim. Kusuruma bakmayın.)


çalınan adres : http://dacederki.blogspot.com/2009/02/yallah-sofer-yallah.html
Etiketler: | edit post
Tepkiler: 
0 Responses

Yorum Gönder

Related Posts with Thumbnails