road to cyprus

o kadar bıkmışım ki mevcut günlük hayattan "falan" bunu yavru vatana geleceğim akşam anladım. "ohh bee tam zamanında gidiyorum" düşüncesiyle daha bi heveslendim hallettim hemen bavul işlerini falan ve muhteşem bir yolculuğa hazırlandım..

ne güzel gittik havaalanına ama dakika bir gol bir, (biletler kıbrıstan alındı bende bakmadım orda ismimi doğru mu yazdılar yanlış mı acaba diye) soyadımı "karakuşak" olarak yazmışlar. gittik baştan bilet satışa ordaki bağyan "acentenin hatası, bugün pazar acente kapalıdır" diyince kayış kopar gibi oldu. neyse efendim kavga dövüş verdik bavulları. daha sonra pasaportta karşıma çıkan "kaç doğumlusun bakiyim sen" diyen amcaya da püskürtmedim sinirimi geçtik bekleme salonuna..

bekleme salonundan geçerken yine nedense mümkün olduğunca soyundurdular beni (ayakkabılar dahil). içeri girer girmez ne göreyim! dışarı atmak istedim kendimi. anlatamam. AĞLAYAN BEBEKLER!! hemde bikaç tane. offf dedim bu da mı olucak yaa. bilen bilir ağlayan bebekler yolculukların en büyük sıkıntısıdır. hani otobüslerde falan zır zır ağlıyolar ya ha işte buda onun uçaklısı..

neyse efendim uçaktan inip "en yavaş ilerleyen pasaport gişesi"ni de geçtikten sonra bavullarımızı alıp çıktık bide ne göreyim avea çekmiyor. neyse dedim açtırırız yurtdışına. sonra deniz sayesinde öğrendim ki "kontörlü hattı yurtdışına açtırmak" için kredi kartıyla avea bayisine gitmek gerekiyormuş. tabi denize "ulan hödük burda avea bayisi olsa zaten avea çekiyo olur" "diyemeden" bu sinirimizi de içimize attık. neyse dedik turkcell ile idare ederiz 2 hafta..

kıbrısta yaşayan bilir burda kontör kartı bulmak bayaa şans işi, öyleyse dedim miss gibi internetten alırım. öyle olmadı tahmin edebileceğiniz üzere. 100 kontör almak istemem ve kredi kartımdan 18 milyonu paşa paşa çekilmiş olmasına rağmen bakiyem -10 dan 8 e yükseldi. (yani 1 kontör 1 tl)

o an içimde tüm birikmiş siniri turkcell'e söverek attığımı görünce bizimkilerin tepkisini dışardan görmek isterdim açıkcası. ben bi güzel bilendim ertesi gün müşteri hizmetlerini arayıp sövücem diye. aradım. ama öyle olmadı. telefonun diğer ucundaki deniz hanım o kadar güzel konuştu ki "sorun değil ben tekrar denerim kontör yüklemeyi 18 milyonun lafı mı olur" bile diyebilirdim o an. hayır ama bunun deniz'in hanım benimse erkek olmamla alakası yok. o an anladım işte "presentable eleman"ın ne demek olduğunu. merak edenler içinse evet irademe hakim oldum, hakkımı aradım ve yanlışlık düzeltildi..

diceksiniz ki "hiç mi güzel bişey olmadı lan". oldu tabi h.alanında iş bankası kredi kartı sahipleri için ücretsiz bekleme salonu varmış. ben sandım çay kahve. yok. alakası yok. istediğiniz içki istediğiniz tatlı. (masum düşünenlere tabi çay kahve de var) gittim bi güzel orayı sömürdüm, gözüm doydu en azından.....

bakalım geri dönüşte ilginç bişeyler yaşar mıyım diye daha 2. günden bavulumu geri topladım dönüş yolculuğunu bekliyorum.

yok lan öyle bişey iyi burası :))

not:bu satır sonuna kaç nokta koymak gerektiğini bilmediğimden bu yazım ve bütün yazılarım boyunca noktalamaları götümden uyduruyo olabilirim ki öyleyim..


çalınan adres : http://direnkknerid.blogspot.com/2009/01/way-to-cyprus.html
Etiketler: | edit post
Tepkiler: 
0 Responses

Yorum Gönder

Related Posts with Thumbnails